Samet Memiş
Tarih: 21.06.2022 23:37
AP'nin Türkiye'nin sıkıntılı günleri
Türkiye Siyaset Tarihinin Duayen İsimlerinden Merhum Dr. Sadettin Bilgiç'in Hatıralarım İsimli Kitabından, "Adalet Parti'sinin Sıkıntılı Günleri"
AP'nin Türkiye'nin sıkıntılı günleri
Kurucu meclis 21 Temmuz'da seçim tarihini 15 Ekim 1961 olarak belirlemişti. Anayasa kabul edildiği ve seçim takvimi belli olduğu halde darbecilerin AP'ye yönelik tehditleri devam ediyordu. Milli birlik komitesi üyesi Mucip Ataklı, "Sıkıyönetim sınırı genişletilecek deniliyor. Sadece AP değil yanlış yolda olan bütün partiler bunun içinde düşünülebilir. Bu partilerin birinci derecede AP ve buna yakın olan da ye YTP'dir. Müteaddit ikazlara rağmen bu partiler tutumlarını değiştirmezlerse kapatılacaklar mı? Yanlış yolda gitmekte devam ederlerse milli menfaatler başta geleceğinden her türlü muamele yapılacaktır. Tutumları memleket menfaatlerini büyük nispete zedelenecek olursa kapatabilirler. Bizim temennimiz doğru yolda gitmeleridir. "Tehditleri savunmaya devam edebiliyordu.

Görüldüğü gibi, Anayasa kabul edilmiş, yürürlüğe girmiş, siyasi partilerin kapatılması yüce divana bırakılmış ve mahkeme kararı olmadan partilerin kapatılması önlenmişti ama, Milli Birlik Komitesi üyeleri, vatandaşın kafasında tereddüt yaratmak için hala partilerin kapatılabileceğini açıklamaktan geri durmuyorlardı. Bir ülkede, Anayasa yürürlüğe girdikten sonra artık her şeye anayasa içerisinden bakmak gerekirdi. Efendim Anayasa var ama, buna rağmen biz yine de vasiyiz demek, demokrasiyi benimsememek ve hazmetmemekti. Bu mantık devam ettikçe netice almak mümkün değildi. Anayasa ya vardı, ya yoktu. Anayasa varsa meselemize artık Anayasa çerçevesinde çözüm bulunmalıydı. En iyi Anayasa yapmakla övünmek, ama işine gelmediği zaman o anayasayı bile tanımamak... Böyle mantık, böyle inanış olmazdı, olamazdı. Anayasa yürürlükte iken, onu benimsememe hakkı kimseye verilmemişti. Eğer eksiği ve günün şartlarına uymayan yönleri varsa, ki var; bunlar, yine Anayasa'nın gösterdiği yolda değiştirilebilirdi. Hem değiştirmemek hem riayet etmemek anarşi doğururdu.
Anayasa'ya rağmen yapılan ve söylenenler vatandaşa gözdağı vermekti. Ama bunların hiçbiri fayda etmedi.
AP, seçimlerinden önce sürekli tehdit edilmiş ve tarafları korkutularak, sindirilmek istenmişti. Nitekim siyasi partiler kurulurken, Fahrettin Kerim Gökay Hoca AP'ye girmek üzere Ankara'ya gelmiş, Kemal Gürsel ile yaptığı görüşmeden sonra onun tavsiyesi üzerine YTP'eye girmişti. İşleri bu ölçüde karışılmıştı. AP kurulduğu andan itibaren, kanunlara göre hakkında en ufak bir suçlama tespit edilememiş olmasına rağmen, özellikle rakiplerinin etkisiyle sürekli dışlanmaya çalışılmıştır. Akis dergisi, Bakanlar kurulunda AP'nin kapatılıp kapatılmayacağının görüşüldüğünü yazıyordu. Bu Anayasa mevcut olduğu halde, 11 Şubat'ta kurulmuş bir partinin kapatılıp kapatılmayacağı Bakanlar Kurulunda tartışma konusu yapılabiliyordu. Dergideki habere göre, CKMP'li Bakan Ahmet Tahtakılıç, AP'nin kapatılmasına taraftar olduğu açıkça söylemiyordu ama, bazı tedbirler alınmasını da gerekli görüyordu. Ona göre bu ihtiyaç, adı geçen partinin yeraltı faaliyetlerinden kaynaklanıyordu. Bakan'a göre gerçi günahsız DP'li vatandaşları suçlamak doğru olmazdı, başıboş kalmış bu oyların analiz edilmesi gerekiyordu, ancak bu faaliyet yıpratıcı ve yıkıcı olmalı ve ihtilalin ilkelerin dışına çıkmamalıydı.

Aynı habere göre, YTP'nin kurucuları arasında olan Çalışma Bakanı Cahit Talas'ta benzer görüşleri savunuyordu, fakat amaca ulaşılacağı konusunda bulunacak formülle karışmıyordu. Daha doğrusu bu konudaki görev ve sorumluluk Milli Birlik Komitesi'ne düşüyordu. AP'nin başına bir kaza getirilmesine karşı açıkça vaziyet alan tek Bakan ise, CHP'li Cihat Baban'dı. Ona göre, CHP demokrasi prensipleri dışına çıkarılmamasına kesinlikle karşıydı ve ortada işlenmiş bir suç varsa bunu sadece kişilere mal edilmesine taraftardı.
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —