Türk siyasetinin Duayen isimlerinden merhum Dr. Saadettin Bilgiç'in hatıralarım isimli kitabından alıntı yaptığımız bu bölümündede yine ilginç siyasi olaylar nakledilmiş.
Merhum Dr. Sadettin Bilgiç:

ILIMLILARIN 6 Şubat 1966 muhtırası
1. Demirel Hükümeti göreve başlamış çalışmalarını sürdürüyordu. Yavaş yavaş Otomotiv Sanayi, dayanıklı tüketim malları Sanayi, Tekstil ve bilhassa inşaat sektörü sanayisini geliştirmek için ikinci 5 yıllık planı hazırlanıyordu. Fakat Solcular ayağa kalkmış SSB. Emperyalizmi Burnumuzun dibine değilmiş gibi Amerika emperyalizminin tel'ini ve natodan çekilmemiz isteniyordu. Cemal Gürsel 2 Şubat 1966'da Bitkisel hayata girdiği için Amerika'ya gönderilmiş, memleket hassas bir dönem yaşamaktadır.
Fakat eski ılımlı, yeminliler Sadık Perinçek, Ahmet Dallı, İsmet Sezgin, İsmail Hakkı Tekiner ve Aydın Yalçın Demirel'e 6 Şubat 1966 tarihinde Yukarıdaki iki muhtıradan siyasal bilgiler ve Ortadoğu'nun ağzı ile, İstanbul Ankara üniversitelerinden 9 fakültenin görüşlerini bir tarafa iterek muhtıra veriyorlardı.
"16 Ekim 1965 seçimlerinin mütekkip AP hükümetinin kuruluşundan bu yana amme etrafından puan kaybettiğimiz bir gerçektir. Buna paralel olarak muhalefetin seçimlerden büyük bir yenilgiyle çıkıp iç ihtilallere düşmesi, moralinin esaslı bir şekilde bozulmasına rağmen, son zamanlarda kendisini sürekli toparladığı bize karşı şiddetli bir muhalefet kampanyası başlattığı da görülmektedir. Diğer taraftan tarafsız çevrelerde, üniversite muhitlerinde bize karşı seçim arefesinde teşekkür etmiş olan güven ve iyi niyetinin yavaş yavaş şüphe ve güvensizlik ve hatta husumet şekline dönüşmektedir. Son zamanlarda bu hususta bazı işaretler görülmektedir.
Yukarıda sayılan bu yeni gelişmelere paralel olarak AP. parlamento grubunda da huzursuzluk alametlerinin baş gösterdiği milletvekilleri ve senatörler arasında grup grup gayri memnunlardan ve şikayetçilerden müteşekkil tümeleşmelerin baş gösterdiği de müşahede edilmektedir. Bizzat Parti genel başkanının da muhtelif fırsatlarda dikkat çektiği ve talepte bulunduğu gibi grup içinde tesanüdü temin güçleşmektedir. Grubun moralinde müşahede edilen bu düşme, parlamento çalışmalarını da aksatmaktadır. Gerek meclis ve Senato gruplarında, gerekse grup toplantılarında, göze çarpan devamsızlık ve isteksizlik AP'sinin Büyük Millet Meclisi'ndeki çalışmalarında ciddi bir zaaf gösterdiğini doğrulamaktadır.
Bu durum karşısında parti başkanı ve hükümet başkanının, genel idare Kurulu Grup idare heyetleri ve bizzat grup toplantılarında sık sık milletvekilleri ile senatörleri tesanünde davet eden ve hükümeti kuvvetli bir şekilde destekleme çabasına çağıran hitapları şimdiye kadar istenen etkiyi uyandırmaya yetmemiş görünüyor.
Meseleyi bu şekilde Gören ve teşhis eden bizler, partimizin yüksek kademelerinde görev almış bulunan sorumlu şikayetler olarak çeşitli toplantılarda, ifade etmiş bulunduğumuz ve aynı zamanda bazı şahsi temaslarımızda şifahi olarak Parti başkanımız ve başbakanımıza arz etmiş olduğumuz bazı kanaatleri yazılı bir şekilde bir kere daha tespit etmeyi uygun bularak bu muhtırayı kaleme almış bulunuyoruz.

4 Şubat 1966 tarihinde saat 19.30'da açılan müşteri grup toplantısında Sayın Başbakan'ın yaptığı sunmuş bizlere meselenin tam manasıyla teşhis edilmediği intibaını vermiştir. Başbakan bu sonuşunda uzun boylu CHP muhalefetinin davranışlarından şikayet etmiştir. Buna karşı da TBMM grubumuzu hükümetin arkasında mütesanelit bir şekilde böyle bir maalesef de karşı koyacak tarzda mücadele etmeye davet etmiştir. Seçim beyannamemizde Türk milletine karşı vermiş Olduğunu sözleri yerine getirebilmek, siyasi rejimimizin geleceği ile ilgili bazı kanunların süratle TBMM'den geçirilmesi için her ne pahasına olursa olsun geri çekilmeden mücadele edilmesi hususunda tamamen hem fikiriz. Seçim kanunu ve TRT kanunu gibi rejimle ilgili kanunlarda muhalefetin çıkaracağı çok önceden tahmin edilen gürültüler karşısında telaşa kapamamak ve geri adım atmamak icap ettiğine inanıyoruz. Ancak her zamandan fazla muhtaç olduğumuz tesanüdün ve mücadele azminin takviye edilebilmesi için yalnızca meselenin önemini belirtmenin ve grubu ikaz etmenin kafi gelmediği ve gelmeyeceğini tatbikat teyit etmiş görünmektedir. Bu sebeple grupta huzursuzluğun köklerine inmek ve partinin son aylardaki zaaf alametlerinin kaynaklarını tespit etmek ve çalışmak gerektiğine inanıyoruz. Meseleye iyi teşhis konmadan işe yalnızca şekli bir tesanütsüzlük unsuruna bağlamanın yanlış ve ihtiyatsız bir davranış olacağı kanaatindeyiz. Çünkü bu huzursuzluk ve tesanüd eksikliği başlı başına mustakil bir faktör değildir. Bunu meydana getiren ana tepkiyi ortaya koymadıkça bu nizayı tedavi edecek çareleri araştırmak da yetersiz olacaktır.
Yalnız siyasi partiler içinde değil, herhangi bir beşeri toplulukta tesanüt noksanlığının ve dağınıklığının bir tek sebebi vardır: O da bu topluluğun varlığına vücut veren müşterek sebeplerin gözden kaçırılması ve bu hedeflere doğru yürüyüşün iyi organize edilmeyişidir. Seçimlerden bu yana partimizin propaganda seçim beyannamesinde ve bizzat hükümet programında, seçim beyanemmesinde ve bizzat hükümet programında ifadesini bulan ve hedef le gösterdiği istikamette azimle, şuurla, hüner ve hassasiyetle yürümek imkanı el'an bulamayışımız şimdiki dağınıklığımızın başlıca sebebi görülmektedir. Adalet Partisi'nin varlık sebebini teşkil eden ve mücadelelerine yön veren en önemli iki unsur, programından seçim beyannamesine, oradan da hükümet programına intikal etmiş olan Türkiye'nin hür bir toplum olarak yaşamak çabasında başarı göstermesi ve nihayet suretle bir iktisadi kalkınmayı mülkiyet rejimini ve hürriyet düzeninin muhafaza ederek gerçekleştirilmesidir. Bazı küçük partiler istisna edilirse bu hedeflere ilerleme gayretimizde bize karşı çıkacağı aşikar olan başlıca iki siyasi kuruluş vardır. Onlardan birisi CHP'si diğerisi TİPtir. Bu iki siyasi teşekkül memlekette dikkat rejimini arzulayan, çok partili rejimi tahrip etmek isteyen bazı dağınık Kuvvetleri desteklemektedirler. Bu iki siyasi teşekkül Türkiye'nin batılı Medeni âlemi âlemin bir cüzü olarak Hürriyet rejimi içinde süresi bir iktisadi kalkınmayı gerçekleştirmesinde bazı ciddi manalar çıkaracak şekilde vaziyet almış görünüyorlar.

Bizim hedefimiz memlekette demokratik düzenin inkıta uğratılacak şekilde diktacı ve totaliter akımların el ele verilmesini önlemektir. Bunu önlemekle yetinmeyip siyasi marızlarımızı demokratik rejimi oyunun kaideleri içinde oynamaya mecbur etmek ve uzun vadeli olarak rejimin koyduğu hedefler içinde faaliyet göstermelerinin kendileri ve memleket için faydalı ve isabetli olacağına ikna etmektir. Başka bir deyimle muhalefeti demokratik ülkelerde görüldüğü mücadele içinde yer alan kuvvetlerin birbiriyle ölüm kalım savaşı yapan ve bu uğurda her çareye fütursuzca başvurmayı itiat haline getiren iki muharip kuvvet şekline dökülmesi uzun vadeli olarak rejimin tehlikeden kurtulmadığını ifade eder. Kısa vadeli olarak korku, baskı ve birtakım şahsi kombizonlarla bir süre netice almaya çalışırlar.
CHP'si bugün gelenekleri, halihazır davranışı ile, TİP ise ideolojisi icabı siyasi rejimimiz için de bize karşı adeta ölüm kalım savaşı itibarını veren bir mücadele içine girmiş görülüyor. Bu tarz mücadele rejiminin geleceği bakımından endişe verici bir mahiyet taşıyor. Bunun kısmen bizim davranışımıza affedilmesi mümkün olabilecek sebepleri olabilir. Yahut da bu davranışları bizden tamamen müstakil faktörlerle izah etmek icap edebilir. Fakat hangi halde olursa olsun bu davranışları bizim kontrol altına süratle almamız hayati bir zaruretir. Bu nasıl mümkün olabilir. Bu azgın, sorumsuz ve yıkıcı siyasi muhalefeti her rejim hem de memleket için çok vahim ve zararlı sonuçlar yaratacak bu tutumdan nasıl çıkarabiliriz.
ILIMLILARIN 6 Şubat 1966 muhtırası
1. Demirel Hükümeti göreve başlamış çalışmalarını sürdürüyordu. Yavaş yavaş Otomotiv Sanayi, dayanıklı tüketim malları Sanayi, Tekstil ve bilhassa inşaat sektörü sanayisini geliştirmek için ikinci 5 yıllık planı hazırlanıyordu. Fakat Solcular ayağa kalkmış SSB. Emperyalizmi Burnumuzun dibine değilmiş gibi Amerika emperyalizminin tel'ini ve natodan çekilmemiz isteniyordu. Cemal Gürsel 2 Şubat 1966'da Bitkisel hayata girdiği için Amerika'ya gönderilmiş, memleket hassas bir dönem yaşamaktadır.
Fakat eski ılımlı, yeminliler Sadık Perinçek, Ahmet Dallı, İsmet Sezgin, İsmail Hakkı Tekiner ve Aydın Yalçın Demirel'e 6 Şubat 1966 tarihinde Yukarıdaki iki muhtıradan siyasal bilgiler ve Ortadoğu'nun ağzı ile, İstanbul Ankara üniversitelerinden 9 fakültenin görüşlerini bir tarafa iterek muhtıra veriyorlardı.

"16 Ekim 1965 seçimlerinin mütekkip AP hükümetinin kuruluşundan bu yana amme etrafından puan kaybettiğimiz bir gerçektir. Buna paralel olarak muhalefetin seçimlerden büyük bir yenilgiyle çıkıp iç ihtilallere düşmesi, moralinin esaslı bir şekilde bozulmasına rağmen, son zamanlarda kendisini sürekli toparladığı bize karşı şiddetli bir muhalefet kampanyası başlattığı da görülmektedir. Diğer taraftan tarafsız çevrelerde, üniversite muhitlerinde bize karşı seçim arefesinde teşekkür etmiş olan güven ve iyi niyetinin yavaş yavaş şüphe ve güvensizlik ve hatta husumet şekline dönüşmektedir. Son zamanlarda bu hususta bazı işaretler görülmektedir.
Yukarıda sayılan bu yeni gelişmelere paralel olarak AP. parlamento grubunda da huzursuzluk alametlerinin baş gösterdiği milletvekilleri ve senatörler arasında grup grup gayri memnunlardan ve şikayetçilerden müteşekkil tümeleşmelerin baş gösterdiği de müşahede edilmektedir. Bizzat Parti genel başkanının da muhtelif fırsatlarda dikkat çektiği ve talepte bulunduğu gibi grup içinde tesanüdü temin güçleşmektedir. Grubun moralinde müşahede edilen bu düşme, parlamento çalışmalarını da aksatmaktadır. Gerek meclis ve Senato gruplarında, gerekse grup toplantılarında, göze çarpan devamsızlık ve isteksizlik AP'sinin Büyük Millet Meclisi'ndeki çalışmalarında ciddi bir zaaf gösterdiğini doğrulamaktadır.
Bu durum karşısında parti başkanı ve hükümet başkanının, genel idare Kurulu Grup idare heyetleri ve bizzat grup toplantılarında sık sık milletvekilleri ile senatörleri tesanünde davet eden ve hükümeti kuvvetli bir şekilde destekleme çabasına çağıran hitapları şimdiye kadar istenen etkiyi uyandırmaya yetmemiş görünüyor.
Meseleyi bu şekilde Gören ve teşhis eden bizler, partimizin yüksek kademelerinde görev almış bulunan sorumlu şikayetler olarak çeşitli toplantılarda, ifade etmiş bulunduğumuz ve aynı zamanda bazı şahsi temaslarımızda şifahi olarak Parti başkanımız ve başbakanımıza arz etmiş olduğumuz bazı kanaatleri yazılı bir şekilde bir kere daha tespit etmeyi uygun bularak bu muhtırayı kaleme almış bulunuyoruz.

4 Şubat 1966 tarihinde saat 19.30'da açılan müşteri grup toplantısında Sayın Başbakan'ın yaptığı sunmuş bizlere meselenin tam manasıyla teşhis edilmediği intibaını vermiştir. Başbakan bu sonuşunda uzun boylu CHP muhalefetinin davranışlarından şikayet etmiştir. Buna karşı da TBMM grubumuzu hükümetin arkasında mütesanelit bir şekilde böyle bir maalesef de karşı koyacak tarzda mücadele etmeye davet etmiştir. Seçim beyannamemizde Türk milletine karşı vermiş Olduğunu sözleri yerine getirebilmek, siyasi rejimimizin geleceği ile ilgili bazı kanunların süratle TBMM'den geçirilmesi için her ne pahasına olursa olsun geri çekilmeden mücadele edilmesi hususunda tamamen hem fikiriz. Seçim kanunu ve TRT kanunu gibi rejimle ilgili kanunlarda muhalefetin çıkaracağı çok önceden tahmin edilen gürültüler karşısında telaşa kapamamak ve geri adım atmamak icap ettiğine inanıyoruz. Ancak her zamandan fazla muhtaç olduğumuz tesanüdün ve mücadele azminin takviye edilebilmesi için yalnızca meselenin önemini belirtmenin ve grubu ikaz etmenin kafi gelmediği ve gelmeyeceğini tatbikat teyit etmiş görünmektedir. Bu sebeple grupta huzursuzluğun köklerine inmek ve partinin son aylardaki zaaf alametlerinin kaynaklarını tespit etmek ve çalışmak gerektiğine inanıyoruz. Meseleye iyi teşhis konmadan işe yalnızca şekli bir tesanütsüzlük unsuruna bağlamanın yanlış ve ihtiyatsız bir davranış olacağı kanaatindeyiz. Çünkü bu huzursuzluk ve tesanüd eksikliği başlı başına mustakil bir faktör değildir. Bunu meydana getiren ana tepkiyi ortaya koymadıkça bu nizayı tedavi edecek çareleri araştırmak da yetersiz olacaktır.

Adalet partisinin varlık sebebini teşkil eden ve mücadelelerine yön veren en önemli iki unsur, programından seçim beyannemesine, oradan da hükümet programına intikal etmiş olan Türkiye'nin hür bir toplum olarak yaşamak çabasında başarı göstermesi ve nihayet süretle bir iktisadi kalkınmayı, mülkiyet rejimini ve hürriyet düzenini muhafaza ederek gerçekleştirmesidir. Bazı küçük partiler istisna edilirse bu hedeflere ilerleme gayretimizde bize karşı çıkacağı aşikar olan başlıca iki siyasi kuruluş vardır. Bunlardan bir tanesi CHP'si diğeride TİP'tir.
Bu iki siyasi teşekkül, Türkiye'nin Batılı medeni alemi alemin bir cüz'ü olarak hürriyet rejimi içinde süratli bir iktisadi kalkınmayı gerçekleştirmesinde bazı ciddi manialar çıkaracak şekilde vaziyet almış görünüyorlar.
Bizim hedefimiz memlekette demokratik düzenin inkıtaa uğratılacak şekilde diktacı ve totaliter akımların elele verilmesini önlemektir. Bunu önlemekle yetinmeyip siyasi muarızlarımızı demokatik rejiminkoyduğu hedefler içinde faaliyet göstermelerinin kendileri ve memleket için faydalı ve isabetli olacağına ikna etmektir. Başka bir deyimle muhalefeti demokratik ülkelerde görüldüğü mücadele içinde yer alan kuvvetlerin birbiri ile ölüm kalım savaşı yapan ve bu uğurda her çareye fütursuzca başvurmayı itiyat haline getiren iki muharip kuvvet şekline dökülmesi uzun vadeli olarak rejimin tehlikeden kurtulmadığını ifade eder. Kısa vadeli olarak korku, baskı ve bir takım şahsi kombinozlarla bir süre netice almaya çalışırlar.
CHP'si bugün gelenekleri, halihazır davranışı ile TİP ise ideolojisi icabi siyasi rejimimiz içinde bize karşı adeta ölüm kalım savaşı intihabını veren bir mücadele içine girmiş görülüyor. Bu tarz mücadele rejiminin geleceği bakımından endişe verici bir mahiyet taşıyor. Bunun kısmen bizim davranışımıza atfedilmesi mümkün olabilecek sebepleri olabilir. yahut da bu davranışları bizden tamamen müstakil faktörlerle izah etmek icap edebilir. Fakat hangi halde olursa olsun bu davranışları bizim kontrol altına sürekli almamız hayatı bir zaruriyettir. Bu nasıl Mümkün olabilir? Biz azgın sorumsuz ve yıkıcı siyasi muhalefeti hem rejim, hem de memleket için çok vahim ve zararlı sonuçlar yaratacak bu tutumdan nasıl çıkarabiliriz?
Bunun çareleri üzerinden durmak ve düşünmek zorundayız. 27 Mayıs öncesindeki gibi bütün memlekette yangın ve milli bir müessese haline gelmiş olan bir siyasi teşekkülü kanun dışı ilan etmek yahut "tahkikat Komisyonu" kurarak tehdit etmek değersiz ve realist olmayan bir yoldur. Amme efkarını uyandırmak halk oyu karşısında bu davranış içine girdiğini teşhir etmek uyanık kitleleri ve grupları rejimin savunmasında daima yanımızda tutmak zorunluluğu vardır.
Bunun için devlet teşkilatı içinde manevi nüfuzumuzun yüksek olması bazı üniversiteler Aydın çevreler, İşçi Sendikaları ve gençlik teşekkülleri gibi müessir organize grupları sıkı işbirliği temin etmek hayatı bir zarurettir. Seçimlerden önce bu istikamette çok müsait bir zemin mevcut bulunduğunu olaylar teyit etmiş ve bu zaruretle kurulmuş olan ilk temas çok Ümit verici olmuştur. Fakat son zamanlarda bu alanlarda kesin bir kopma denmese bile bağlarımızın gevşediğine dair işaretler vardır. Bu çok ciddi bir olaydır. Memurlar, üniversite hocaları ve basın muhitlerinde yer yer göze çarpan davranışlar bizim için tehlikeyi işaret eden ikaz unsurları olarak telakki edilmelidir. Bilhassa CHP. çevreleri ve TİP'sinin kesif propagandası bu zümreleri devamlı bir şekilde aleyhimize kışkırtmaya başlanmışlardır. Bu maksatta propagandanın müessir olmasına yetecek fazla davranışlardan sürekli kaçmak hayati bir zarurettir.
"NATO'dan mı çekilecekti?" acaba.
CHP'si eski devri hortlatma çabası içindedir. Af tasarısı bu niyeti ifşa eden bir adımdır. AP. Atatürk devrimlerine gönülden değil ancak dudak ucuyla bağlıdır. laiklik ilkeleri ihlal edilmekte, gericiliğe taviz verilmektedir. Din istismarı AP iktidarı devresinde hız kazanmıştır. Nihayet AP'si geçmiş devirde zararlar ortaya çıkmış enflasyonist gidişi yeniden hortlatmıştır. Hayat bağlılığı gün ve gün artmaktadır. Bunun neticesinde aşırı kazançlar, vurgunlar, suistimaller belirecek ve topluluğun iktisadi bünyesinde büyük tedirginlikler ortaya çıkacaktır. AP'si istikrarlı ölçülü ve hesaplı bir iktisadi gidişi tahrip edecek ve planlı kalkınma yolunu terk edecektir. Aynı şekilde AP'sinin iktisadi alanındaki vaatleri demagojik çelişmeli ve hayali bir takım sözlerdir. Bunların gerçekleşmesi için AP.' nde ciddi bir fikir ne de hesaplı bir çalışma vardır. Her geçen gün kendi kendilerini tekzip etmektedirler.
Ana hatlarını bu şekilde özetlediğimiz tenkitler yavaş yavaş bazı çevrelerde tepki uyandırmaya başlamıştır bilhassa Atatürk devrimleri laiklik yenicilikle mücadele 27 Mayıs öncesi devreye dönmeme gibi birçok konularda hassas olan Aydın çevreler basın üniversite ve memurlar kitlesi arasında CHP ve tipin gayri resmi bir koalisyon halinde başlattığı baraj ateşi bazı zihinleri bulandırmaya başlamıştır. Muhtıracılar bu iddiaların müşterek cephe halinde karşı çıkacaklarına DP, Atatürkçülük laiklik, gericilik konularında CHP ve TİP ile iştirak halinde olduklarını parti organlarını itham ederek ortaya çıkmakla kalmamış 1969 seçimlerinden sonra bu iddialarla arkadaşlarınla suçlayarak genel Başkanla birlikte partiyi bölmüşlerdir.
İşte iddiaları: "Bazı hükümet sorumluların verdiği demeçler, yazılar ve beyanlar partiyi tuttuğu bu farzedilen basın organlarındaki bir takım dikkatsiz ve tahrik edici yayınlar sağda solda laikliğe aykırı davranışların son zamanlarda arttığı iltihabını yaratan olaylar ve haberler ve bunlara karşı ciddi tedbir ve karşı koymaların eksikliği hissinin yayılması bilhassa bizim hizamızda durması gereken Aydınlar kitlesinde güvensizlik yaratmaya başlamıştır. Ciddi tedbir alınmalıdır.
Bu tedbiri alacak makamın başında bizzat hükümet başkanı bulunmaktadır. Görülüyor ki AP'nde ılımlılarla (yeminliler) CHP ve TİP'in görüşleri arasında büyük fark yok. Ama AP'si kitlesi bu fikre karşı olduğu için zaman zaman onları tatmin için CHP ve TİP'ten farklı düşünüyor gibi davranmışlardır. Fakat bu muhtırayı Cemal Gürsel Amerika'da iken bir askeri müdahale olacağı korkusuyla kaleme almışlardır. 3 aylık iktidar bu iddiaların muhatabı değildir. Çünkü henüz bir icraat yapmamıştır. Görülüyorki muhtıracılar ekseriyeti Profesör ve doçentlerden olan bildirinin değil asistanların bildirisinin tesiri altında kalmışlardır.
