Yalnızca bir insan değil; unutulmuş bir kültürün sesi, bastırılmış bir hafızanın yankısı, bin yıllık bir yaşam felsefesinin modern çağdaki taşıyıcısı.
Bugün “Yörük” denince pek çok kişi yüzünde bir tebessümle “ne güzel gelenek” deyip geçiyor. Ama bundan yirmi yıl önce bu kelime, çoğu için “taşrada kalmışlık”, “dağ çocuğu” ya da “köylülük” anlamına geliyordu. Oysa Duman için bu kelime bir kimlikti, bir onurdu, bir direnişti. Ve o, bu direnişi tek başına omuzladı.
Dağlarda Başlayan Sessiz Bir Devrim
Antalya’nın dağ eteklerinden çıkan bu adamın hikâyesi, sadece bir kültürel hareketin değil, aynı zamanda bir karakterin hikâyesidir. Ne arkasında büyük medya vardı, ne devlet desteği. Ama elinde taşıdığı bayrak, bugünün hızlı unutuş ikliminde, köklerine tutunmak isteyen binlerce insan için bir pusula oldu.
Yörükler Derneği’ni kurarak başlattığı bu yolculuk, sadece bir dernek faaliyeti değil, bir kültürel yeniden doğuştu. Duman, geçmişi sadece anlatmakla yetinmedi; yaşattı. El dokuması halılar müze vitrinlerinden çıkarıldı, keçi kılından çadırlar yeniden Toros yamaçlarına kuruldu. Gençler o çadırlarda sadece bir gece değil; bir kimlik uyandılar.

Modern Hayata Karşı Köklerden Gelen Bir Direniş
Yörüklük, bugün bir nostalji değil. Tam aksine, sürdürülebilir yaşamın, doğayla uyumun, dayanışmanın modern çağdaki karşılığıdır. Beton duvarlara sıkışmış hayatlara bir alternatif sunar: Göçebeliğin özgürlüğü, doğayla bütünleşmenin dinginliği, paylaşmanın ahlaki zenginliği...
Abdullah Duman işte tam da bu değerleri yeniden gündeme taşıdı. Panellerde, fuarlarda, akademik sempozyumlarda… Kimi zaman da bir çocukla halı dokurken, bir dağ köyünde soba başında sohbet ederken. Onun mücadelesi yalnızca tarih kitaplarında yer bulmak için değil; geleceğin nasıl bir bilinçle kurulması gerektiğini göstermek içindi.
Teşekkür Etmeyi Bilmek Gerekir
Bugün birçok şehirde Yörük festivalleri yapılıyorsa, üniversiteler bu konuyu ciddiyetle tartışıyorsa, çocuklar annelerinin dizinde oba masalları dinliyorsa; bu bir kişinin inadıyla, bir kişinin yüreğiyle başladı. Kültürel kıyametin ortasında bir meşale gibi duran, o meşaleyi binlerce insana ulaştıran bir isim var: Abdullah Duman.
O bir kahraman değil, çünkü kahramanlık da artık sıradanlaştı. O bir hatırlatıcı… Bize nereden geldiğimizi, neyi kaybettiğimizi ve nereye gidebileceğimizi hatırlatıyor. Bu toprakların ruhuna, geçmişin izlerine, kültürün inatçı damarına sahip çıkan bir direnişçinin adı artık: Duman.
Ve biz ona sadece bir teşekkür borçlu değiliz. Onun açtığı yolda yürümeye, kültürün köklerine tutunmaya, gelenekleri geleceğe taşıma sorumluluğunu omuzlamaya da borçluyuz.
Çünkü bazen bir milletin yeniden doğuşu, sadece bir insanın yaktığı küçük bir kıvılcımla başlar.
Samet Memiş
Kültür ve Toplum Üzerine Notlar
