Türkiye cumhuriyet tarihine isimlerini altın harflerle yazdıran öyle isimler vardır ki, bin bir zahmet çekerek, bedeller ödeyerek, vesayet zincirlerini kırıp tam eşitlik mürefeh bir ülke idali için yaşadılar.
"Kimisi de dar ağacına gitti...
Anadolu savaştan çıkmış ekonomisi paramparça idi. İnsanlar yiyecek ekmeğe muhtaçtı. Vesayetçiler, zaten ekmeğe muhtaç olan Gariban Anadolu'yu etkisinin altına almak, köleleştirmek için var gücüyle çalışıyorlardı. Lobilerini kuruyorlardı. Onlar orada çalışırken, Anadolunun imanlı has evlatları da boş durmuyordu.
Savaşın izlerini yok edecek, memleketin kalkınması için ellerinde kalan tek silah olan ilim, İrfan ile yola koyuldular. Yokluk ve tüm zorluklarına rağmen diyar, diyar gezerek okudular. Gariban Anadolu halkının sofrasına aş olmak için eşinden aşından oldular, zemheri ayazlarda paltosuz yalın ayak yollarda okuyup adam oldular.
Tüm Anadolu'yu kuşatacak harekatları başlatıllar. Ülkenin sanayileşmesi, güçlenmesi, gençlerin örf gelenek göreneklerine bağlı faydalı bireyler olsun diye yol gösterici oldular.
"Zaten onlar Anadolu'nun öncü isimleriydi,
Cumhuriyet döneminden önce de, sonrada onlar topluma yön veren bir aileydi,
Onlar hep toplumun Öncü isimleri idi,
"Mukaderatlarında bu vardı sanki!!!
Tüm yaşamlarını ilim, irfan, eğitim, öğretim ve yönetim ile geçen ve bu uğurda çok ağır olmak üzere nice bedeller verdiler. "Açtıkları Medreselerden, kurdukları derneklerden, partilerden hep Anadolu'nun menfaati vardı.
Türkiye'de herkesin tanıması gereken, siyaset tarihine damga vuran, Dr. Sadettin Bilgiç'ten ve onun ailesinin hayatı kendi yazdığı hatıralarım kitabından alıntı yaparak',
ATALARIM DİN ÜLAMÂSI İDİ
Orta Anadolu'da Selçukluklular'dan beri yerleşim yeri olan, üç camii, dokuz mescit ve yedi medresesi bulunan, 1927 sayımına göre 7800 nüfuslu Isparta'nın Şarkikaraağaç ilçesinde 1920'de dünyaya geldi. Baba Sadık Bilgiç o tarihte ilçede vaiz, rüştiyede öğretmemdi. 1924 çıkartılan Tevhid-i Tehrisat Kanunu uygulayıncaya kadar, aynı zamanda Kale Camii önündeki dersahenede müserris olarak din adamı yetiştirmişti. Babasının yetiştirdiği öğrencilerin büyük kısmı 960'lı yıllara kadar ilçenin köy ve kasabalarında İmamet ve hitabet görevi yaptılar.
1930-1932 yılları arasında şarkı Karaağaç Belediye Başkanlığı da yapan babası 1933-1939 yılları arasında İl Daimi encümen ve il genel meclisi üyeliklerinde bulundu. 1939 yılından 27 Mayıs 1960 Askeri müdahalesine kadar ise İlçe Müftülüğü yaptı.
Babasının babası genç yaşta bulaşıcı bir hastalığa yakalanarak vefat etmiş babası anne rahminde kaldığı için de dedesinin adını babasına vermişler. Bu yüzden hem Dedesi hem de babasının adı sadıktır.
Babasının dedesi Hacı Emin Efendi ise şarkikaraağaç'ta kendisine ait medresesinde tefsir, fıkıh ve hadis dersleri vermiştir. Babası, Babasının vefatından sonra dedesi Hacı Emin Efendi'nin ihtimamı ile büyütülmüş ve 13 yaşına geldiğinde 93 yaşındaki dedesine de kaybetmiştir.
Hacı Emin Efendi'nin babası Hacı Ahmet Efendi, dedesi Hacı Ali Efendi ve büyük dedesi Hacı Mehmet Efendi'nin Cami kebir'de imam ve Hatip oldukları söylenirdi. Babası Sadık Bilgiç'in dedesi, Hacı Emin Efendi'nin kardeşi Halil Efendi, Laleli Cami imam hatibi olarak huzur Derslerine de katılmıştı. Dedelerinin İmam ve hatipliklerinden aileye "66 hatipler" dendiği söylenirdi.
Büyük dedesi Hacı Emin Efendi'nin medresesinde icazet almış 517 talebenin bulunduğunu, bunlardan 55 kadarının Kadı ve müftü yetiştiği anlatılır. Dedesinin yetiştirdiği öğrenciler arasında daha sonra Konya müftüsü olan Gevrekizade Vehbi Efendi'nin oğlunu Konya lisesinde okuduğu zaman 1938 yılında ziyaret etmiş ve elini öpmüştü. Kendisi o yıllarda Şarkikaraağaç ilçe müftüsü olan babasının amcası Hacı Ahmet Efendi ile birlikte Hacı Emin Efendi'den ders almıştı.
Anne tarafındaki büyükleri de din adamlarıydı. Annesinin babası Hacı Sait efendi, dedesi Hacı Takiyyidin efendi ve babasının anne tarafından dedesi koca Rüştü Efendi müftü ve müderris idiler. Hepsi kasaba'da müftülük yapmışlardı ve hepsinin medresesi vardı. Anne ve baba tarafının 6-7 nesil öncesini gerek tapu kayıtlarından gerekse aile büyüklerin ifadelerinden belirlenmiş bulunuyor. Babasının amcası Hacı Ahmet Efendi, babaannesi, halası, halasının kocası ve halazadesi vaiz Tevfik Başkonaklı hoca ve babası ailenin büyükleriydiler.
Aile büyüklerinin hepsi birer din adamı olarak Türkiye'nin çeşitli yer ve medreselerinde din dersleri almış ve kendileri de medreselerinde din adamı yetiştirmişlerdi.
Hem anne tarafı hem de baba tarafı din ulemasıydılar, ama içlerinden hiçbiri tarikat mensubu olmamıştır. Herhangi bir tarikata girmemişlerdi. Kur'an'ı Kerimi aslı ile okumuş ve öğrencilerine de aslı ile okutmuşlardı. Tefsir ve fıkıh ilimlerini ulemalarıydı. Ailede ekber, evlat uygulaması görülmemiş, yetişenler liyakat ve bilgilerine göre müezzin, İmam Hatip, vaiz, müftü ve müderris olmuşlar, tarım ve ticaretle uğraşmışlardı.
Organize azınlıklar ve mason locaları
Ülkemizde organize azınlıklar, organize olmayan çoğunluklara hakimdir. Bu fikir giderek taraftar topladığı için tarikat olmayan dini gruplar son yıllarda dayanışmalarını artırmaya çalışmaktadırlar.
ALLAH ve DİN adına hareket ettiklerini iddia eden bu gruplar inanç ve vicdanlarının sesine göre davranacakları, hareket edecekleri yerde kendilerince dini lider saydıkları kişilerden aldıkları emirleri kayıtsız şartsız uygularlar.
Son yıllarda devlet niye bu kadar çok din adamına benden aldığı vergilerden ücret ödesin iddiaları işin evveliyatı bilinmeden yayılmaya çalışılıyor. Maalesef dini gruplar da camileri istedikleri adamı tayin edebileceklerini zannederek bu fikri benimsemeye başladılar.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde; İslamiyette dinde İçtihat Birliği sağlamak için hilafetten önce şeyhülislamlık müessesi vardı. İslamiyette hiçbir zaman cemaat sistemi ve Ruhban sınıfı olmadı.
Camide hizmet eden din adamlarına hademeyi Hayret denirdi. Şeyhülislamlık şimdiki tabiriyle il ve ilçelerin müftülerini mahalli yetkililerin seçtikleri insanlar arasında tayin ederdi. Onlar da Camiilerin hademei hayatını "Kayyum, müezin, imam ve hatiplerini" tayyin ederdi.
Camileri yaptıran Vakıflar, hiçbir zaman bu camiyi biz yaptık imam ve hatibini de biz istediğimiz gibi tayin ederiz diyemezlerdi.
Cumhuriyetle Atatürk Diyanet İşleri başkanlığını ve heyeti müşaveresini Şeyhülislamlık müessesinin devamı olarak kurdu.
"Vakıf sistemi" ile "Cemaat sistemi"ni birbirine karıştırmamak gerekir. Camii, medrese, köprü, çeşme her türlü Kamu hizmeti Vakıflar tarafından yapılır ve idame ettirilirdi. Vakıf'ın tahsis edildiği amacın dışında kullanılmaması gerekirdi. Fakat Vakıfların emlakları 930'lu yıllardan itibaren satılarak buradan elde edilen gelirler başka işlere tahsis edilmeye başlandı. Böyle yapılmazsa, yani camilerin vakıfları satılmasaydı devletin hademeyi hayata ücret ödemesine ihtiyaç olmayacaktı. Hem Cami ve Medreselerin vakıflarını satacaksın, hem de hademeyi hayrete ücret ödemeyeceksin. O zaman İslam'ın şartı olan namazı önleyeceksin. Bu davranış, camilerin kapısına kilit vurmaktan farksızdır.
İbadetle, ayini birbirine karıştımamak gerekir.
İbadet: Kelime-i Şehadet Kur'an okumak", namaz, otuç, zekat ve haç'tır. Şartlarına uyumak suretiyle bütün mezhep ve tarikatlar da ibadet vardır. Cami vardır.
Böyle olunca %99'u Müslüman olan bir memleketin camileri ile ayin yapılan dergâhları birbirine karıştırmamak gerekir. İbadet camide yapılır. Fakat mezhep ve tarikatlarda ayinler farklıdırlar ve dergâhlarda yapılırlar.
Mevlüt de bir ayindir. İster camide ister evde okunsun arada okunan Kur'an ibadettir. Mevlevi ayinleri ile cemevlerindeki Alevi vatandaşların ayinleri ibadet değildir. Alevi vatandaşlar Hz Ali (R.A.) inanıyorlarsa veya Şia mezhebinden olduklarını kabul ediyorlarsa bizim camiye ihtiyacımız yok diyemezler, Camiye karşı olamaz ve ibadetle ayini birbirine karıştıramazlar.
"Memleketimizde bu kadar çok din adamına ne gerek var" diyerek İmam Hatip liselerinin kapatılmasını istemek, "kız çocukları İmam olamayacağına göre imam hatip liselerinde okumamalıdır" iddiasında bulunmak cahillikten gelmiyorsa, mutlaka arkasında bir kasıt aramak gerekir.
İslamiyette dini Tedrisat, yalnız din adamlarına değil, başka meslekleri seçecek kadın ve erkeklere de yaptırılır. Manevi Dünyası dolsun gelişi güzel, maksatlı insanların elinde kalmasın diye, Camilerde vaaz ve hutbede cami cemaatini hurafeden kurtarmak için yetkili kişiler tarafından yapılır.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nda İmam Hatip liselerine mani hüküm yoktur. Bunun içindir ki 1948'de tek Parti iktidarı döneminde, CHP'si ilk İmam Hatip liselerini açmıştır.
Kapalı kapılar arkasında dini Tedrisat yapılacağına, hurafeye kaçan tedrisatta imkan verileceğine, İmam Hatip Liseleri ve İslam Enstitüleri'nde dini bilgilerle mücehhez insan yetiştirmenin ne gibi sakıncası olabilir? Bundan kaçınılmasını anlamak mümkün değildir. İşte bundan korkup kaçılırsa o zaman korkulan Kore basılır. İrticanın ve hurafenin kucağına oturulur. Gençleri üniversitede okutsanız bile manevi dünyasındaki boşluk onu dine değil hurafeye iter. Maalesef gitmektedir de. Görünen köy kılavuz istemez.
Günde 5 vakitte 40 rekat namazın başında okuduğu Fatiha suresinin HAMD (ŞÜKÜR) ALLEMLERİN RABBİ, MERHAMETİ OLAN, MERHAMET EDEN VE DİN GÜNÜNÜN SAHİBİ OLAN ALLAHA MAHSUSTUR. ALLAHIM ANCAK SANA KULLUK EDER VE YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ. BİZİ DOĞRU YOLA. NİMETE ERDİRDİĞİN KİMSELERİN GAZABA UĞRAMAYACAKLARIN YOLUNA ERİŞTİR" dediğini namaz kılanların bile ne kadarı bilir? GERÇEK MÜSLÜMAN ALLAH'tan başkasına kul olmanın günah olduğunu bilir ve buna inanırsa bunun insanlığa zararlı mı var? Yararı mı var? Kula kul olmanın kuldan korkmanın günah, Alime, Fazıla, büyüğe saygılı olmanın ancak sevap olduğunun bilinmesinden korkulması, insanları istedikleri gibi kullanılamayacakları endişesinden kaynaklanır. Bugün herkes Hasan Sabbah gibi Derviş yetiştirme hevesinde görünüyor.
Cemaat sisteminin hakim olduğu kabul edilen Hristiyanlıkta, katoliklerde papalık müessesi, ortodokslarda patriklik müessesi, kiliselerin papazlarını tayin eder. hiçbir cemaat kendiliğinden kiliseye papaz tayin edemez.
Mason locaları, rotaryen ve liyons kulüpleri de ganize azınlığın organize olmayan çoğunluğa hakim olduğu düşüncesinden hareket ederler. Ülkemizde mason locaları İngiliz, İskoç, Fransız ve Alman mason localarına bağlıdır.
"Prof. Fahir Armanoğlu rotaryenlerin kitabına yazdığı önsözde, "Biz Rotaryenler bulunduğumuz memleketin görülmeyen liderleriyiz. "diyebiliyor. Neden görünen değil de görünmeyen liderleri. Görünen lider olmalarına herhangi bir hukuki engel olmamasına rağmen neden görünmeyen liderlerdir. Çünkü şahıs ve zümre çıkarları buna manidir. Gerçek hüviyetleri ile göründükleri zaman memleketi ve müesseseleri istismar edemeyeceklerdir. Herkesten çok entellektüel olduklarını iddia ettikleri halde hiçbir zaman kendi kanaat ve düşünceleri istikametinde hareket edemezler. Maşrıkı azamdan aldıkları emirleri harfiyen uygularlar. Buna rağmen ilmi, irfanı da kimseye bırakmazlar. Ama bu teslimiyet içerisinde düşüncelerinin ve vicdanlarının hür olması mümkün mü?
Gençlik arkadaşlarım arasında Mason olduktan sonra, her türlü ahlaki selabetini bildiği arkadaşı ile Mason karşı karşıya geldiği zaman yakınen tanıdığı arkadaşına değil de, Maşrıkı azamdan aldığı emre uyarak hiç tanımadığı masona oy verenleri gördüm. Bunun neresi hür fikir ve entelektüelliktir. Çabuk yükselmek için hem Mason hem de tarikat mensubu olanları tanıdım. Çünkü İki taraftan da tanıdıklarımın bizden diyerek onlara tavassut ettiğini gördüm.
Gerek Maşrıkı Azamdan Emir alanlar, gerek Allah için hareket ettiklerini iddia eden şeyhinden Emir alanlar ve onu harfiyen uygulayanları, siyasi partilerin kanunla belirlenmiş hususlardaki Grup kararlarının milletvekillerinin hür iradesini bağladığını da söylemekten hali kalmazlar. Fakat biri her şeye rağmen fikirlerin tartışılıp karara bağlandığı yerdir. Diğeri sadece Şeyh ve Maşrıkı amızın emridir.
Esasen kola yükselmek için kullanabilecekleri ne varsa onu her yerde ve her zaman kullanmaktan geri durmazlar. İktidara gelen partiler optinistler tarafından bu nedenle dolduruluyor. Liyakat, dürüstlük yerini riya ve dalkavukluğa terk ediyor.
