Samet Memiş

Tarih: 18.06.2022 12:14

Hilmi Fırat Oramiral'in Emekli Oluşu

Facebook Twitter Linked-in

TÜRKİYE SİYASETİNİN ÖNCÜ İSİMLERİNDEN, ANADOLUDA ONUN İÇİN SİYASETİN KİTABINI YAZAN ADAM DENİLEN KOCA REİS LAKAPLI MERHUM DR. SADETTİN BİLGİÇ'İN 2002'DE YAYINLADIĞI HATIRALARIM İSİMLİ KİTABINDAN ANEKTODLARI SİZLERLE PAYLAŞMAYA DEVAM EDİYORUZ:

Rahmetli Dr. Sadettin Bilgiç:

Hilmi Fırat Oramiral'in Emekli Oluşu

Şura'nın önemli meselelerinden biri, Deniz Kuvvetleri Komutanı oramiral Hilmi Fırat'ın emekli edilerek yerine Milli Savunma Bakanlığı müsteşarı oramiral Bülent ulus'u getirilmeseydi. Semih Sancar Paşa, oramiral Hilmi Fırat'ın durumunu şurada oylanarak belirlenmesini istiyordu. Aralarında görüşerek bu meseleyi ihanet etmelerini rica etmeme rağmen, en iyisinin oylama olacağında ısrar ediliyordu. Oylamanın sonu belliydi. Başbakan, Milli Savunma Bakanlığı ve 3 ordu komutanı Ali Fethi Esener'in oyları bir tarafta, Genelkurmay Başkanı Kara, Hava Kuvvetleri ve 1, 2, 4. Ordu komutanlarının oyları diğer tarafta olacaktı. Şura öğleden sonra toplanacak ve Başbakan İstanbul'dan gelerek toplantıya katılacaktı. Başbakan'ı esenboğa'da karşılayarak sonucu belli bir oylamanın doğru olmayacağını hükümetin istemediği bir amiralin kuvvet Komutanlığına getirilmesi gibi bir duruma sebebiyet verememesi gerektiğini Oramiral Hilmi Fırat'la görüşüp durumdan kendisini haberdar edeceğini ikna edip edemeyeceğime bakarak durumu bir daha görüşeceğimizi anlattım ve Başbakandan ayrılarak bakanlığa geldim. Rahmetli Hilmi Fırat'ı davet ettim. Bakanlığa geldi. Sonucu belli bir oylamanın yarar sağlayamayacağını ona da söyledim. O şartlarda başbakanın ve benim de Bülent Ulusun leyhine oy kulanacağımızı, bize rağmen "Deniz Kuvvetleri Komutanı oldu" dedirtmeyeceğimizi anlattım.

Emekliliğini istemesini rica ettim. Gidip düşünmesini ve daha sonra bilgi vermesini istedim. Ayrıldıktan yarım saat sonra emeklilğini isteyen dilekçesini bana göndereceğini söyledi. Temaül neyse onu yaparız dedim. Biraz sonra arayarak emeklilik isteyeceğini genel kurmaya ilettiğini bildirdi. Mesele böylece halledilmiş oldu.

Şura toplantısına ihtiyaç kalmadı.

O zamanki hariciye bugünkü başbakanlık konutunda akşam yemeği vardı. Bir araya geldiğimizde meselenin bu şekilde halledilmesinden herkesin memnun olduğunu gördüm.

Oylama ve tercih gibi bir durum ortadan kalktığı için komutanların hepsi teşekkür ediyorlardı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı meselesi hal olmuştu ama Kara Kuvvetleri Komutanlığı meselesi henüz duruyordu. Başbakan koalisyon ortağı Erbakan ve Türkeş'in ısrarlarını dikkate alarak Genelkurmay başkanı'na Kara Kuvvetleri Komutanlığı için Ali Fethi Esenyeri teklif ettirdi. Bu kararname sorun olacaktı. Yine de Esener'in kararnamesini sevk ettik.

Cumhurbaşkanı Genelkurmay Başkanı, 1. ve 2. Ordu Komutanları emekli edilirken 3. ordu komutanının emekli edilmemesinin doğru olmayacağını da ısrarlı idiler. Teklif herne kadar Genelkurmay başkanından gelmişse de, Cumhurbaşkanı Korutürk, başbakan ve bakan tarafından imzalanmış olan kararnameyi imza etmemekte ısrar ediyordu.

30 Ağustos'ta terfi ve tayin edilenlerin yerlerinde olmaları gerekiyordu. Zaman iyice daralmıştı. Başbakan birkaç kez Cumhurbaşkanıyla görüştü ama ikna edemedi. Hükümetten çekinmeyi ise düşünmüyordu. Sayın Korutürk'le benim görüşmemi istedi. Özel uçakla İstanbul'a giderek Florya Köşkü'nde kendisiyle görüştüm. Anayasanın 110. maddesinin Silahlı Kuvvetlerinin Savaşa hazırlanmasından hükümeti sorumlu tuttuğunu, buna sadece silah ve mühimatın değil personelin de dahil olduğunu anlattım. Bana katıldığını, fakat süesi dolan 1. ve 2. Ordu komutanlarının emekli edilip 3 ordu komutanının terfien tayinin yapılmamasının silahlı kuvvetlerde farklı değerlendirmelere tabi tutulacağını, bu andan itibaren meselenin şahıs meselesi olmaktan çıktığını, görüşünde ısrarı olduğunu kararnameyi imza etmeyeceğini söyledi. Mecburen geri döndüm ve durumu Başbakana Arz Ettim. Ali Fethi Esener Paşa, Milli Savunma Bakanlığı'na haber vermeden 25 Ağustos'ta emekliliğini istedi ve emekli oldu.

Esener'in emekli olmasından sonra, 4. ordu komutanı Orgeneral Kenan Evren'in Kara Kuvvetleri Komutanlığına getirilmesi için kararname hazırlanarak Cumhurbaşkanlığına sevk edildi. Böylece kuvvet komutanı olan Kenan Evren Paşa bu durumu bir türlü kabullenemedi. Anlarında, kendisini istemediğim için devir teslim törenine katılmadığımı ifade etse de törene katılmayışımın bununla hiçbir ilgisi yoktur. Böyle bir tavır küçük hesap olurdu. Törene katılmayacağımın sebebi ise komutanlığa vekaleten atandığı sırada devir-teslim töreninin yapılmış olmasaydı.

Milli Savunma Bakanlığı'nın O günlerdeki önemli meselelerinin başında F-4 uçakları için yapılması gereken transferler geliyordu. Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık, Milli Savunma ve maliye bakanlıklarına yazıyor, yazışmalar devam ettikçe dosya kabarıyor, ama meseleye nasıl çözüm getirileceği araştırılıyordu.

Milli Savunma Bakanlığı müsteşarlığına Selahattin Demircioğlu getirilmişti ve meseleden haberdardı. İlgili arkadaşlarla bir toplantı yapalım onarım ve yeni alımlar için kaç dolara ihtiyaç var bunu tespit edelim. Bunu nereden ve kimden isteyeceğimizi de ayrıca belirleyelim.

Dosya tanzimi bizi bir yere götürmez dedim bu toplantıları yaptık ihtiyaçları belirledik. F-4'lerin alımı 129-134 milyon, yedek parçalar için toplam 25-30 milyon dolarlık bir ihtiyaç tespit edildi.

Maliye Bakanı Cihat Bilgehan'ı aradım. Milli Savunma Bakanlığı'na arkadaşlara ile gelerek bir toplantı yapılmasını ve meselenin çözüme kavuşturulmasını rica ettim. Kabul etti ve kararlaştırdığımız gün Milli Savunma Bakanlığı'nda toplantı yapıldı. Başbakanlı'tan da gerekli izinler alınarak 70 sente muhtaç olunduğu iddia edilen bir dönemde transferler bir ay içerisinde gerçekleştirildi.

Genel başkan dışında iki başkan yardımcısının kabinine de görev alabileceği AP'e tüzüğünde açıkça belirtilmişti. Demirel bu konuda kesin bir şey söylemiyordu. Aslında hükümetin giderek suyunun ısınmakta ve süresinin dolmakta olduğu anlaşılıyordu.

Başbakanlıktan çekilerek partideki görevime dönmeye karar verdim. Asker arkadaşlar, günün belli saatlerinde bakanlığa gelmenin yeterli olacağını söylüyor, görevi bırakmamı istemiyorlardı. Fakat genel başkan tüzükteki açıklığa rağmen bana Bakan olan Başkan yardımcınları partideki görevlerini bıraksınlar" diyemiyor, diğer arkadaşlara ise bizim başkan yardımcılarından ayrıldığımızı temsilciler meclisini toplantıya davet ettiğini ve yeni seçimler yapılacağını söylüyormuş.

14 Ekim'de bakanlık görevinden istifa edecektim. Genelkurmay başkanlığı'na, kara, hava ve deniz kuvvetleri komutanlıklarına veda ziyaretleri yaptım. Manga ile karşılandığı kapıdan devlet başkanına yapılan askeri törenle uğurlandım. Genelkurmay Başkanı aslanlı kapıda beni karşıladı. Mecliste ve hükümette Silahlı Kuvvetleri ile ilgili yapılması gerekenleri yazılı küçük metinler halinde bana verdi. Partiye geldim. Genel başkan beklediğim gibi yeniden görev taksimi yapmak üzere temsilciler meclisini toplantıya çağırmıştı. Nahit Menteşe'den sonraları öğrendiğime göre, genel başkan bana oy verilmesi için çok çalışmalarını emretmiş ve kendisi de lütfedip bana oy vermiş, temsilciler meclisinde 15 Ekim 1977'de seçim yapıldı, en çok oyla seçildim. Genel başkan, teşkilat işlerine bakan genel başkan yardımcılığna atandığımı aynı gün yazılı olarak bildirildi. Böylece partiye ve teşkilat başkanlığına dönmüş oldum. Ben ve Önol Şakar yeniden seçimle partideki görevlerimize döndük.

Hükümet sallanmaya başlamıştı.

Çünkü Konya milletvekili Oğuz Atalay, Afyon milletvekili Mete Tan, Güneş Öngüt, Sivas milletvekili Enver Akova, Balıkesir Senatörü Kemalettin İnkaya, Ankara Milletvekili Orhan Alp ve Mustafa Kılıç, Kırklareli milletvekili Hasan Korkut, Malatya milletvekili Ahmet Karaaslan, Rize milletvekili Tuncay Mataracı, Sinop milletvekili Hilmi İşgüzar AP'den İstifa ederek CHP genel Başkanı Bülent Ecevit'le Florya Güneş modelde hükümet pazarlıklarına başlamışlardı. Ecevit'in kuracağı hükümette CGP Genel Başkanı Turhan Feyzioğlu ve DP partiden Faruk Sükan'da destek oluyorlardı. Bu arkadaşlar AP'den istifa edince, zaten 229 oyla ucu ucuna güven oyu almış olan hükümet 31 Aralık 1977'de gensoru ile düşürüldü. Ecevit, AP'den istifa edenlere de bakanlık vererek bağımsızlarla destekli hükümetini kurdu ve 17 Ocak 1978'de güvenoyu aldı. (Bakanlık pazarlığı bu iyidi.) 1975'te 1'nci MC'nin kuruluşu değildi. Ama basın bunun üzerinde 1975'teki gibi durmadı. Çünkü hükümeti Ecevit kurmuştu.

CHP 1950 seçimlerinden bu yana ilk kez 1977 seçimlerinde %41.4 oy toplayabilmişti. Bu durum kendilerine gelecek vaat ediyordu. Fakat Bence Ecevit, AP'den ayrılanlar, bağımsızlar ve DP. Parti ve CHP ile bir hükümet kurarak CHP'nin seçim yolu ile iktidar olmasını engelledi. İki yıllık iktidar süresince sevk edeceği siyasi ve ekonomik başarısızlıklarla hem kendisinin hem de partisinin önünü tıkadı. Çünkü enflasyon %114'e yükseldi. gazdan, tuza kadar yokluklar dönemi başladı. Ecevit böylece umut olmaktan çıktı.

Ecevit, halklara özgürlük ve toprak işleyenin, su kullananın" sloganları ile iktidara gelince, anarşinin duracağını, ülkenin huzura kavuşacağını zannetti. CHP'liler 1950'den beri nedense hep böyle zannetmişlerdi. Tahrikleri de rakiplerini veya iktidarları yıprattıklarını sanmış. Ama aslında Devleti yıpratmışlardı. CHP solu kullanayım derken aslında sol CHP'yi kullanarak ülkeyi bölme, parçalama ve zayıf düşürme taktiklerini bu partinin himayesinde tecrübe etmiştir. Etnik ve mezhep ayrımı organize olmuştur.

CHP, Ecevit'in bu hükümeti döneminde, 14 Ekim 1979'da milletvekilliği için yapılan ara ve Cumhuriyet senatosu kısmi yenileme seçimlerinde büyük bir yenilgiye uğradı. Millet aklının önüne ihtirasını geçiren Ecevit'in 1977'deki %41.4 oyunu %26.2 indirerek gerekli cezayı verdi. Bunun üzerine millet benden itimadını esirgedi diyerek istifa etti.

Ecevit bu maceraya sürüklenmeseydi 1977'deki prestij ve oy potansiyeli ile 1980'de yapılacak bir erken seçimle tek başına iktidar olabilirdi. Böylelikle 12 Eylül'de engellenebilirdi yine 1977'de AP-MHP seçim ittifakı gerçekleştirilebilseydi, sağlam bir meclis çoğunluğuna dayanan koalisyon hükümeti kurulabilir ve rken seçim kararı almak kolaylaşabilirdi. Gelişmeler bu yönde olsaydı, 12 Eylül gibi talihsiz bir müdahaleyi yaşamayabilirdik. Ama bu vakalara rağmen 12 Eylül'den sonra Parti başkanları memlekette başa geçti. 12 Eylül baştaki kişilere değil, demokratik parlamento sistemine yapılmış oldu. Çünkü Kenan Evren baştakilere zamanla methiyeler düzenledi ve onların tekrar Başbakanı ve Cumhurbaşkanı olmasına zemin hazırladı.

72'ler muhtırası

Bu beyanlara rağmen Genel Başkandan hiçbir ses çıkmadı. Bunun üzerine, 72 milletvekili tarafından imzalandığı için 72'ler muhtırası olarak bilinen mektup, İzmir Milletvekili Şükrü Akkan, Elazığ Milletvekili Samet Güldoğan, Konya milletvekili Özer Ölçmen ve Manisa milletvekili Orhan Daut tarafından 17 Ocak 1970 tarihinde başbakanlığa götürülerek teslim edildi. Bu muhtıra meşru platformlarda partinin içine düşürüldüğü durumun dile getirilmesinin imkansız hale geldiği ve bütün müziklere yolları tıkandığı için son çare olarak hazırlanmış ve arz edilmiştir. önemli bir belge olduğu için, muhtıranın tam metnini ve imza sahiplerini aşağıda veriyoruz:

"Sayın Süleyman Demirel

Adalet Partisi Genel Başkanı

Partimizin sevk ve idaresinde son zamanlarda tatbik olunan usûllerin ve hăkim kılınmak istidadı gösteren zihniyetin Tevlid edebileceği neticeleri göz önünde bulundurarak, zatialinizde aşağıdaki hususları arz etmeyi kaçınılmaz bir vazife tellaki ediyoruz:
1. Her türlü izahtan varestedir ki: AP, Türkiye'deki demokratik hayatın başlangıç Sebebine paralel olarak, şahıs ve zümre hakimiyetine karşıdır. Kuruluş ve varoluşumuzun başlıca siyasî ămili de budur. Binăenaleyh bu prensibin dışında çıkabilecek her fikir ve davranışın karşısında bulunmak bütün AP'liler için en tabii haldir.

2. Partimizin memleketin bünyesine uygun bir siyasi teşekkürdür. Kitle Partisi olmasının özelliğinden dolayı, parti programına paralel çeşitli fikirlerin iç bünyede mevcudiyeti tabîîdir ve böyle olagelmiştir.

Bu gerçeğe rağmen bir grubun, diğer bir gruba hakim olduklarını iddia edenler tarafından tıpkı partimizin kuruluş ve gelişme devresinde Adalet Partisi'nin karşısında bulunanlarca uygulanan usullerle ön seçimlere tekaddüm eden günlerden beri damgalanmak istendiği ve bu isteyişi neticesi olarak da kademeli bir tasfiye hareketine tevessül edildiği aşikârdır.

3. AP, vatandaşların farklı muamelelere tabi tutulduğu bir devreden ve asli yönü ile de bununla mücadele etmek maksadıyla kurulmuştur. Bunun içindir ki tarafınızdan "Farklı kompartmanlara mensubiyet" teması işlenmiştir. Bir süredir Parti içerisinde devam edegelen tutum, davranış ve tasarruflar bu görüşümüzün ve prensibin de dışına çıkıldığını göstermektedir.

4. Son büyük kongremizde de söylediğimiz ve genel politika görüşü olarak kabul edilen nutkumuzdaki "BAĞDAŞTIRMA, BİRLEŞTİRME, UZLAŞTIRMA" ana prensibinin parti içerisinde uygulanmakta olduğunu ispatlayan delillere hatta emareye tesadüf edildiğini bir müddetten beri görmekte müşkülat vardır.

5. Memleketin muhtaç bulunduğu istikrar, büyük bir parti olmamız sebebiyle, parti içindeki istikrar, tesanüd ve müşterek anlayışla yakından alâkalıdır.

Nispî temsil usûlünün ve parlamentonun bugünkü terkip tarzı müvacehesinde bu "istikrar" ve "alâka" unsuruna atfedilmesi icab eden değer her türlü izahtan verasettir.

6. Vatan sathında savuna geldiğimiz BİRLİK, BERABERLİK, BÜTÜNLÜK prensiplerinin, partisi ve idaresinde şahıs ve zümreler lehine değil varoluş sebeplerimiz istikametinde ekrar hakim kılınması mecburiyet olarak görülmektedir.

7. Parti sevk ve idaresine tealluk eden bu esaslar içinde günün önemli konusu hâline gelen ihraçlar üzerinde de kısaca durmakta fayda hmekteyiz.

İhraç taleplerinde ileri sürülen zahiri sebepler hukukilik vasfından ve İnsaf ölçülerinden uzak görünmektedir. Bunlar parlamento içi ve parlamento dışı olmak üzere iki grupta toplanmaktadır.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —